Ana Sayfa » Manşet » Prof. Dr. Haydar Baş 23 Ağustos tarihli köşe yazısı

Prof. Dr. Haydar Baş 23 Ağustos tarihli köşe yazısı


Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Atatürk'ün heykellerine saldırılar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Tam da ülkemizdeki Atatürk sevgisi coşku boyutuna varmışken; tozlu arşivlerden çıkan bir konuşması 15-20 milyon vatandaş tarafından seyredilmeye başlanmışken…
2017 senesi içinde tam 6 kez Atatürk heykeli saldırısı gördük ekranlarda… Hepsini, ne tesadüftür, akli dengesi bozuk şahıslar gerçekleştirmişti.
18 Ağustos'ta Diyarbakır'da meydana gelen saldırı olayında şahsın akli dengesinin bozuk olduğu basına yansıdı.
11 Ağustos'ta Ümraniye'deki bir okulun bahçesinden büstü söken kişi ruh ve sinir hastalıkları hastanesine sevk edilmişti.
Nisan ve Şubat aylarında da benzer eylemlerde bulunanlar hakkında 'akli dengesi bozuktur' denilerek hadise geçiştirildi.
Mayıs ayında Sakarya'da balta ile Atatürk'e saldıran şahsın, 'akli dengesi bozuktur' raporu olduğu açıklandı.
30 Temmuz'da Şanlıurfa'da vuku bulan eylemde 'akli dengesi yerinde olmayan' saldırgandan, "dinimizde putperestliğe yer yoktur" ifadesini duyduk.
Devletimizin kurucusu Atatürk'ün bu millet ve devlet için manası; tam bağımsızlıktır, millet egemenliğidir, üniter yapıdır, medeni devletlerin seviyesine çıkmanın anahtarıdır, laiklik temelinde inancını yaşayabilmektir, bir ve beraber olmaktır.
Kısaca, bugün var olabilmenin adıdır Atatürk, milletimiz için.
Hal böyleyken, O'nunla bütünleşmiş millet bünyesinin sinir uçlarına dokunurcasına Atatürk heykellerine saldırmak, "Acaba ülkede yukarıda saydığımız varlık nedenlerine bağlılık ne noktadadır yoklaması mı yapılıyor?" sorusunu akıllara getirmektedir.
Böyle de olsa, iktidarın saldırılara gerekli ehemmiyeti göstermesi şarttır.
Saldırıların "akli dengesi yerinde olmayanlara yaptırılması' bu işi basite indirmemelidir. İktidar, Atatürk ilke ve inkılaplarını, değerlerini koruma ve muhafaza vazifesini yerine getirmelidir.
Zira geçtiğimiz yılın 15 Temmuz'unda ciddi bir tehlike atlattık ve darbe kalkışması yaşadık.
FETÖ'nün, İslam dinini de alet ederek yıllarca dindar bir kimlik altında bürokrasiden askeriyeye her yerde yapılandığı bir ortamı gördük. Ancak o gün de ifade ettik, bugün de diyoruz: FETÖ'yü besleyen, ona bu işte yardım eden 'okyanus ötesi' var ve Türkiye'nin de olduğu bölgede yeni vatan arayışında.
Yine 30 yıldır kanayan yaramız PKK terörü halen halledilmiş değil.
Suriye'de ve bölgemizde dengeler değişirken, Türkiye yalnızlaşıyor.
İnanınız içinden geçtiğimiz süreç, Lozan'ı delmek isteyenlerin arzuladığı kaygan zemin…
Bu kaygan zemini çeşitli bahanelerin ardına gizlenerek küçümsemek yerine, saldırıların merkezindeki birleştirici ve kurtarıcı güce sarılmalı ve sahip çıkmalıyız.